EDİTÖRDEN


Editörden

Erkan Altınsoy

 Formula 1'i anlamak ve anlatmak...

Türkiye'de Formula 1 yarışlarının yayını ilk kez Cine5 tarafından yapılmıştı. O döneme kadar sadece kablo televizyondan Eurosport kanalından İngilizce izleyebiliyorduk.

Doğrusu, önce Eurosport'un yayınını izlemiş olmak bu işin nasıl yapılması gerektiğini göstermesi bakımından iyi de oldu. Şu anda hatırlamıyorum spikerin adını ama yanında eski F1 yarışçısı John Watson'un olduğu aklımda kalmış. Çok uyumlu bir ikiliydi. Spiker Formula 1'i çok iyi biliyordu ve bu sayede John Watson'a çok güzel sorular sorarak konuların açıklığa kavuşmasını ve yorumlanmasını sağlıyordu. Watson da eski bir yarışçı olarak çok güzel değerlendirmeler yapıyordu. Kullanılan dil de üslup da çok güzel ve profesyonelceydi.

Türkçe'de hemen hemen her alanda teknik terimlerin tam oturmamış olmasından kaynaklanan sorunlar yaşanıyor. F1 de nispeten modern ve gelişmiş bir otomobil sporları dalı olduğundan bu alanda zorluk ve tuhaflıklar yaşanması kaçınılmazdı.

Formula 1 Türk televizyonları tarafından yayınlanmaya başladığında da bunu gördük ve ne yazık ki hala görüyoruz.

Cine5'te kim anlatıyordu şu anda hatırlamıyorum ama dinlerken canımın sıkıldığını hatırlıyorum. Bu can sıkıntısı NTV yayınlarında da devam etti ve CNN Türk'ün yayınlarında da devam ediyor.

Bu rahatsızlığın iki temel nedeni var.

Birincisi, anlatım üslubu profesyonelce değil ve yanlış ve bilgisizce yorumlar yapılıyor. İkincisi de anlatan spikerler taraf tutuyor (çoğunlukla Ferrari ve Michael Schumacher'ı).

NTV'de Okay Karacan saç baş yolduran yorumlarıyla yarış zevkimizi azalttı. Bazen sonunda dayanamayıp televizyonun sesini kıstığımı hatırlıyorum. Okay Karacan ne yazık ki genel olarak yanlış bir üsluba sahip. Futbol maçlarını da makul bir şekilde anlatamıyor, tuhaf yorumlarda bulunuyor.

Formula 1 ile ilgili en büyük gaflarından birini çok eskiden bir Fransa Grand Prix'sinde yapmıştı. O zamanlar Coulthard ve Hakkinen yarışıyordu McLaren'de. Yarışın başında iki McLaren önde gidiyorlardı. Coulthard birinci ve Hakkinen de ikinci sıradaydı. 8. tur civarında Coulthard'ın aracı arızalandı ve kenara çekmek zorunda kaldı. Okay Karacan ısrarla Coulthard'ın Hakkinen'e yol vermek için durmuş olabileceğini savundu. F1'i bu kadar biliyordu işte. Sanki yol vermek için aracı kenara çekip yarışı bırakmak gerekiyormuş gibi. Bir de yarış içinde çeşitli teknik nedenlerle bazı araçlar hızlandığında, ya da normal tempoları içinde araçlar öndekilere yetişip geçtiğinde, "filanca pilot gazına yüklendi" dedi mi o anda televizyonun başında bulunanlar tavana falan bakıp oflayıp puflamaya başlardı.

Hayatında karting bile yapmamış bir adam Formula 1 anlatırsa böyle olur diye düşünmüştüm. Yapmış olsa görürdü zaten herkesin her turu mümkün olduğunca hızlı geçmeye çalıştığını ve tur zamanların sadece sürücülerin yetenekleriyle ilgili olmadığını, aracın ve lastiklerin çok daha büyük bir paya sahip olduğunu. Sanki normalde gidebileceğinden tur başına 5 saniye daha yavaş gidiyormuş da sonra coşup gazlamaya başlamış gibi.

Formula 1 Türkçesi aslında daha önceden otomobil dergilerinde kullanılıyordu ama bu kadar yaygın değildi. Ama yarış anlatmaya başlayan spikerlerin bunları bile okumadığı, bu konuda hiç çalışmadığı anlaşılıyor. Her üç televizyonda da böyle oldu. Sonuçta F1 yarışlarını, Formula 1 dili (ve Formula 1) konusunda cahil spikerlerin uydurma dili ile her zamanki bozuk, dil salatası şeklindeki yarışçı, rallici dilinin karışımından oluşan bir anlayışla dinledik, dinliyoruz. Her zaman olduğu gibi Amerika'yı yeniden keşfetmeye çalışıyoruz ve bunu yaparken de hem zaman kaybediyoruz hem de kaliteyi düşürüyoruz.

Hala çok canımı sıkan bir yanlış kullanımı örnek vereceğim. "Frenaj" kelimesini eskiden Türkiye'de yarışçılardan başka kimse kullanmazdı. "Normal" insanlar bu kelime yerine "fren, frenleme, fren yapmak" gibi ifadeleri kullanırdı. Yarışların anlatımında "frenaj" kelimesinin geçtiği her cümledeki anlamı bu kelimeleri kullanarak kurulan bir cümleyle eksiksiz anlatmak mümkün. Çözüm arayanlar başka anlatım seçenekleri de bulabilir, yeter ki çözüm aransın, mümkün olduğunca Türkçe konuşma gayreti olsun.

Spikerlerin ve yorumcuların tarafsız kalamaması da büyük bir sorun. Tabii, genel olarak bütün basının da. Bütün sürücülerin hayranı var ama sanıyorum büyük çoğunluk Michael Schumacher hayranı. Buna da hiç kimse itiraz edemez ya da bir şey söyleyemez. Herkesin kendi zevki. Ama, basınımız ve spikerlerimizi ağzının suları akarak ve aval bir hayranlık içinde Schumacher'ı her vesileyle göklere çıkarıp diğer sürücüleri küçümseyince iş değişiyor. Bu açıkça taraf tutmak oluyor ve insanlara haberleri aktarmakla görevli kişilerin buna hakkı yok. Onların kimi tuttuğu bizi ilgilendirmiyor. Üstelik söyledikleri ve yazdıklarının çoğu da hatalı sayılacak kadar abartılı.

Aslında bunun çok basit bir nedeni var. Çünkü televizyondaki sunucular ve basındakilerin çoğunun Formula 1 bilgisi yüzeysel. Sadece okuduklarını papağan gibi tekrarlıyorlar, yorum yapamıyorlar, yani hazır bilgiyi sunuyorlar. Yorum yapmaya kalktıklarında da çuvallıyorlar. 2006 Macaristan Grand Prix'sinden hemen önce CNN Türk'te olduğu gibi (hani şu sloganı bile yanlış Türkçe olan kanalımız: "ilk bilen siz olun"; neyi biliyoruz, altılıyı mı?)*. Schumacher'ın Macaristan öncesindeki üç yarışta büyük bir atak yapması CNN Türk çalışanlarını mest etmiş ve sezon öncesinde Schumacher karşıtı yazılan yazıları ekrana getirerek (yabancı yazarları), "bak, gördünüz mü, böyle yazmışlardı, ama Schumacher hepsini haksız çıkardı, Schumacher bir tane, en büyük Schumacher başka büyük yok" şeklinde özetlenebilecek, tarafsız olması gazetecilik açısından çok kusurlu bir program yapmışlar.

Ardından Macaristan Grand Prix'si çok ilginç bir yarış oldu ve izleyen insanlar da şöyle düşünebilirdi. "O kadar övülen Schumacher'ı pistteki sürücülerin yarısı geçti, bu nasıl şampiyon?". Bu hiç de doğru bir tespit olmaz, tabii. Çünkü herkes biliyor ki, o koşullar altında, Schumacher'ın aracındaki lastikler yeterli performansı gösteremedi ve kaçınılmaz olarak rakiplerine geçildi. Schumacher buna rağmen çok iyi dayandı.

Demek ki sürücü ne kadar iyi olursa olsun, aracı ve lastikleri iyi değilse, uygun değilse, başarılı olamıyor. Ama bunun bir de tam tersi var. Schumacher yıllarca hep en iyi araç ve lastikle yarışma olanağına sahip oldu. Schumacher'ı övenler de bunu göz ardı edip sanki bütün bu başarıları sadece yeteneği sayesinde kazanmış gibi anlatıyorlar. Bunu ancak Formula 1'i tanımayan amatörler söyleyebilir. Şu anda Formula 1'deki en iyi sürücüyle en kötü sürücü aynı aracı kullansa (ikisinin de araca alışmış olduğunu varsayalım) tur başına en fazla 1 saniye fark olur. Çünkü bunlar hepsi çok iyi sürücü, dünya sürücülerinin adeta kaymak tabakası. Ama Formula 1'de teknoloji o kadar önemli paya sahip ki, sürücülerin yeteneklerinin sonuca etkisi % 5'ten az. Örneğin, M. Schumacher, F1'deki en kötü aracı kullansa sanki yine başa güreşebilecekmiş gibi düşünüyor bazı insanlar. Böyle bir durumda, örneğin 18'inci olmaz da belki 15'inci olur, ama daha fazla olmaz. Çünkü aracın motoru yeterince güçlü değilse, aerodinamiği iyi değilse, süspansiyonu gelişmemişse (hepsi takımın mali gücüyle ilgili), sürücü kendini ne kadar zorlarsa zorlasın belli bir sınırı aşamaz.

Bunun en güzel örneği Jacques Villeneuve. Şampiyon olduğu yıl çok başarılıydı, Schumacher'ı alt etti. Ertesi yıl Williams teknik olarak çok yetersiz bir otomobil hazırlayınca ancak bir kaç kez podyuma çıkabildi. Özellikle de ertesi yıl BAR'a gidince "attan indim eşeğe" oldu. Bu aslında çok güzel bir örnek, F1'deki güçlü araçları at, zayıf ekipleri de eşek olarak kabul edersek, eşeği istediğiniz kadar zorlayın, at kadar hızlı koşamaz. Bu kadar basit. O zaman "biniciyi" bu kadar yere göğe sığdıramamak ne oluyor? Sanırsınız ki eşekle atları geçmiş.

Türkçe'nin özenli ve düzgün kullanılmasını ve haberler ile yarış anlatımlarında tarafsız olunmasını beklemek hakkımız değil mi?

  

*CNN Türk "ilk bilen siz olun" diye bir slogan kullanıyor. Amerikan CNN'in İngilizce olarak "be the first to know" sloganını Türkçe'ye böyle çevirmişler. Ama sorun şu ki bu ifade Türkçe değil. Türkçe'de böyle bir şey söylenmez. Burada "bilinen" ne? Aslında haber kastediliyor ama Türkçe'de haber bilinmez, "öğrenilir". "İlk öğrenen siz olun", "ilk duyan siz olun" diyebilirlerdi. O zaman doğru bir Türkçe olurdu. Bazı çevirmen meslektaşlarıma da danıştım siz ne diyorsunuz bu duruma diye. "Gülüyoruz" dediler.

 

   

 
 

 

© arabadergisi.com 2002-2006               Her Hakkı Saklıdır        İzinsiz Kullanılamaz